Simi Adası (Symi)

2013-Ekim.

DSC_0283

Rodos’ta aylak aylak dolanırken gördüğümüz bir seyahat acentasından aldığımız biletlerimizle  hemen bir gün sonrasına aldık ayarlardık turumuzu. 1.5 saat sürecek bir yolculukla Simi macerasına çıktık, başka bir deyişle bir anda feribotta bulduk kendimizi. Adanın tarihini okumaya fırsat bulamadan sadece nerede yemek yememiz gerektiğine bakıp kendimizi bir anda Simi’de bulduk.

DSC_0139

DSC_0140

UNESCO Kültür Mirası Listesine girmiş adada fotoğraf makinamıza yapışık geçireceğimiz 3 saatlik kısa bir vaktimiz vardı sadece.  Ah bilseydim ben 2 günlük bir şey ayarlardım dedim içimden ama geç kalmıştık artık.  Çok bilgi yoktu elimizde ve yine bilinçsiz turist olmuş çıkmıştık, her zaman olduğu gibi…

 

Feribot, Rodos limanın diğer ucundan kalkacaktı. 19 Euro’ya gidiş dönüş biletimizi aldık. Bir söylenti gibi kulaktan kulağa yayılan: 2 yerde duruyormuşlar, inerken bilgi verirler herhaldelerle başladık yolculuğumuza. Fırat’ın marketlerde, hediyelik eşya dükkanlarının hemen hemen hepsinde bulunan Simi  ile ilgili kitapları aldırmaması yüzünden hiç bir şey bilmeden gidiyorduk adaya.  Sadece tüm adanın Unesco Kültür Mirası kabul edildiğini bir de bizim Yabacı Damat dizisinin ilk bölümlerinin burada çekildiğini biliyorduk o ana kadar, ne ala memleket!’

DSC_0207

Feribot zamanında yani saat 9 da kalktı ve  saat 11de Simi’ye vardık. Yanımızda ne olur ne olmaz diye aldığımız mayolarımız bulunuyordu. Yaptığımız en gereksiz hareketmiş. Taşı taşı kolumuz koptu ve bunca işkenceye rağmen denize giremeyeceğimizi bilseydik asla yanımıza almazdık bu kadar gereksiz eşyayı.  Aylardan Ekim’di ve baya serindi. Ben sizin yerinizde olsam hiçç yeltenmem. Hani çok istiyorsanız içinize mayonuzu giyin ama Ekim 16 da Simi soğuktu arkadaş:)

Daha önce Manos Restaurant’ın çok iyi olduğunu söylemişlerdi ancak fazla sosyeteye karışmış olduğundan pahalıdır diyerek canımızı sıkmak istemedik. Arkadaşlarımızın tavsiyesi ile Tolos Restaurant’ın yolunu tuttuk. Tuttuk ama git git bulamadık bir türlü. Soruyoruz ilerde diyorlar, ilerleyip tekrar soruyoruz daha da ilerde diyorlar. Artık ada bitti arkadaş ne ilerisi derken bir de baktık ki, tepenin ardı esas gitmemiz gereken yermiş. İleride bir saat kulesi vardı ve biz oranın adanın sonu olduğunu sanmıştık, yanılmışız.

DSC_0232

 

Ciğer bulmuş kedi misaliydik..  Gördüğümüz herşeyi çekmeye başladık:)

DSC_0244

DSC_0246

Vay arkadaş bu ada Meisin bir boy büyüüğü dedim içimden. Burada 3 saat süremiz vardı. Biraz etrafı dolandıktan sonra yemek yeriz demek zaman kaybı ve stres demekti. Benim için yemek daha ön plandaydı. Hemen Tolos’a doğru adımları sıklaştırdık. İşte 11:30 ziyafeti şöyle oldu: Sömbeki Karides, Sardalya, Ezine Peyniri, Saganaki dedikleri güveçte karides, Kalamar ve Simi Salatası. Yunan Salatası diye yutturdukları eşeğin önüne koyar gibi doğranmış domates, salatalık,, soğan ve biberin üzerine bir kalıp peynir atılmış salatayı başka bir şekilde pazarlıyor bu arkadaşlar. Simi Salatası: Domates ve peynir bocalanıyor ve tabağın altına konulmuş irice parçalanmış ekmek dilimleri ile servis ediliyor. Al sana Simi salatası. Gözünü seveyim Türk Mutfağı!!! En azından sunumu biliyoruz. Neyse biraz da fava istedik, ahtapotsuz olmaz dedik. Doldurduk masayı. Denizin dibinde oturmuşuz, karşımızda güzel bir manzara, eh plajda dibimizde. Tavsiye ederim, güzel yerdi, yemeklerde iyi.

DSC_0257

DSC_0263

DSC_0266 DSC_0269

 

Tabii yorgunluktan ölüyorduk ve Fırat’ı daha fazla zorlamak istemedim, bir kaç foto çekmek için tepelere tırmanmak gerektiğine karar verdim ancak adamlar gerçekten tepelere oymuşlar evlerini. Sonuçta çaresizler, ada burası nereye yapacaksın evi diyerek sakinleştirdim kendimi. Manzara tepede kızım hadi tabana kuvvet dedim, vurdum kendimi merdivenlere. Tepede bir kilise vardı. Hedefim oydu. Garip merdivenleri çıkarak ulaştım.

DSC_0230

DSC_0275

DSC_0280

Tabii formun düşüklüğü ve evlendikten sonra aldığım koca bir 7 kilo vardı ek olarak. Bayılmak üzereydim ki kiliseye ulaştım. Yarabbi şükür diip biraz dinlendim ve manzaraya doyamadım. İnişi Lazy Days gemisinin hemen yanından yapmış oldum. Bu gemi 20 yıldır orada çürümeye bırakılmış durumda, gelen fotoğrafını çekiyor, orada yaşayan bir amcamızda tablosunu yapmış. Öyle hoşumuza gitti ki balkonumuzu süslesin diye aldık bir tane ufak bir şey.

DSC_0296

Devam edince hediyelik eşya dükkanları çıktı karşımıza, süngercilik yaparlarmış. Artık yapılmıyormuş ama hala heryerde süngerler var. Ada Sümbeki diye anılırmış. Sünger avlayan balıkçı teknelerine denirmiş artık kalmamış ama bu da kalsın aklınızın bir köşesinde. Karşı tepede bir kilise gördük ama gözümüz yemedi o yokuşu ve gidemedik. Zaten 3 saatte koştur koştur yapılacak şeyler değil bunlar. Keyif için geldik, psikopat gibi gezmeyeyim dedim. Durdum.

 

Yunan adasına gelipte Frappe içmemek olur mu dedik, oturduk bir cafede, yudumladık şekerli bir Frappe. Saat 2’ye geliyordu ve zaman dolmuştu. Teknedeki yerimizi aldık, rüzgar iyice artmıştı. İkinci durağımız olan Panormitis’e doğru yola çıktık.

DSC_0337

 

Burada ki en önemli şey Michael Panormitis Manastırı. Zaten başka da bir şey yok. Sanıyorum özellikle Ruslar için önemli, içeri girip ağlayan insanları görünce burada bir iş var dedim. Bu Manastır bir hac özelliği bile taşıyormuş bazıları için. Fotoğrafın yasak olduğu bölümde muazzamdı. Altın kaplamalı bir İsa heykeli, ağlayan ağlayana. İçeri girdik orada da bir müze var. Yunanlıları anlatıyordu ve biraz da Bizans’tan kalma yine değerli bir takım eşyaların da sergilendiği yerler vardı. Yunan Köy hayatını tasvir eden ve aynı bize benzeyen evler ve kıyafetlerin sergilendiği bölüm ise bize çokta yabancı değildi aslında.

DSC_0338

DSC_0360

Fazla seçenek yok zaten, burası biraz dini bir durak. Öyle sanıyorum bu feribotlar bu tarafa bu kadar turist taşımasa (zoraki olarak) bu adamlar para da kazanamaz. Sonuç olarak,  mecburi tutulan bu durak fazla ilgimi çekmedi maalesef. Bana da sormadılar zaten gider misin diye. İlla ki duruyorsun. Haydi bakalım. Diğer tarafta daha çok vakit geçirmeyi tercih ederdim. İyi yolculuklar!

 

Bu arada,

Gezi yazılarını rötarlı yayınlayınca biraz komik bir durum oluşuyor. Bu yazıyı bir yıl önce yazdım, kim derdi ki bir yıl sonra, evlendikten sonra aldığım 7 kilo, hamilelikte aldığım 10 kilo ile birleşerek bir mutant olacağımı. Kim derdi aldığımız Lazy Days resmini halaaaa asamayacağımızı!!! Kim derdi ki bir yıl sonra deniz özlemiylee yanıp tutuşurken, oğlumuz Deniz’in yolunu gözleyeceğimizi:) Bir sonraki Simi turumuz oğlumuzla olsun inşallah. Hadi bakalım, nice gezilere, bu sefer bebeğimizle:)

DSC_0217

Diğer Ada Yazıları:

Bir Yorum Yaz

%d blogcu bunu beğendi: