HAYIRLARIN MÜHENDİSİ, AHMET BAYSAL

Ahmet Baysal'ın Hikayesi Hayırların Mühendisi

Bu vatan toprakları, ateşin çemberinden geçen Cumhuriyet’in ilk kuşak çocukları kadar güzel bir nesil görmedi. Her şey ailede başlar derler ya, aileden ne görürsen o diyorum inatla. Baysal ailesi içinde aynı şeyi düşünüyorum.

Üyesi olduğum Bolu Kitap Kulübü’nde bu hafta okuyacağımız “Hayırların Mühendisi” kitabı elimden düşmüyordu bir haftadır. Ahmet Baysal ismini 2016 yılında Bolu’ya taşındığımda öğrendim, itiraf edeyim. Onun hayatını okudukça da hem heyecanlandım, güldüm, hem de gözlerim doldu ağlamamak için zor tuttum kendimi. Bir ara Bolulu olmadığım için de üzüldüm. Müthiş etkileyici bir hayat hikayesi.

Amcası İzzet Baysal’ın tüm mirasını bir kuruma bağışlamasındansa bir vakıf kurarak Bolu’da hayır işlerinde harcanması konusunda bir fikir veriyor. Izzet Baysal Vakfı kuruluyor ve çok büyük işler yapılıyor, Bolu’yu Bolu yapan ne varsa hepsinin arkasında İzzet Baysal Vakfı duruyor. Detaylarını kitapta okursunuz, hastaneler, okullar, üniversite ve ek binalar yapıyor, devlete hibe ediyor. Karşılık beklemiyor. Bugünün düzenine ters, Cumhuriyet çocuklarına has karakterler işte.

Böyle insanların karşısında devletin yapması gereken nedir? El üstünde tutmaktır fakat Türkiye’de nedense bir türlü verilen emekler koltuk sevdalılarının hırsı yüzünden sürünüyor. Hayır işleri sanki karşıdan bedel beklermiş gibi yokuşa sürülüyor. İnanılır gibi değil.

Tam da bu kitabı okurken, yerel bir gazetede karşıma Vakfın Mengen’de yaptırdığı Gastronomi okulu inşaatı mevzusu çıktı. Konu şu; Mengen’de 20 milyona yakın bütçeli Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü için bir bina İnşaatı Vakıf tarafından yaptırılıyor.

Vakıflar kendi kendilerine üniversiteye de gidelim şu binayı yapalım demezler, bir talep gelir, değerlendirilir ve harekete geçilir. Proje üniversitenin istediği üniversite hudutları içerisinde yapılmak üzere ihaleye çıkar. Bu özel kullanım değildir, yapılan bina devletin bir üniversitesi olan Bolu Abant İzzet Baysal Üniversite’sine hibe edilir. Bundan güzel bir olay var mı? Devletin kendisinin yapması gereken bir ek binayı, bir Vakıf size hediye ediyor. Protokoller imzalanıyor, her şey hak hukuk çerçevesinde ilerliyor. Sonrasında bir haber okuyoruz, Mengen’deki bölümü Merkez’e alacağız diyorlar. Dur bakalım bir, neler oluyor denmeyecek mi? E o yatırım ne olacak? Bakın, yapılan normal odaları, sınıfları olan bir bina değil. Aşçılık okulu dediğiniz, büyük mutfakların olduğu özel bir bina olmalıdır. Bunu sonrasında başka bir şeye dönüştürme şansınız olabilir mi? Protokol diye bir şey var, kafanıza göre neyi değiştiriyorsunuz?

Rektör bey bu kararını açıkladıktan sonra şu an Vakfı’n Başkanı ve İzzet Baysal’ın yeğeni olan Ahmet Baysal’ın telefonlarına çıkmıyor. Hâlbuki Ahmet Baysal olmasaydı, onun ikna kabiliyeti olmasaydı şu an Rektör’ü olduğu üniversite de yoktu.

Tam da geçmiş yıllarda Vakfın yine devlet tarafından zora sokulan işlerini okuyorum, yüreğim acıyor. Gerçekleri kendi ağzından da ekledikleri kitapta, hayırların bazı zamanlarda zehre dönüşen anlarını da okuyorum, buna rağmen asla yılmayan mizacı ile tüm zorlukları aşan kocaman bir yürek var karşımızda.

  Bir yandan kitabı okuyorum bir yandan da içimden şu geçiyor, tarih maalesef kötü mevzuları tekerrür ettiriyor.

Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nin açılışında Ahmet Baysal’ın konuşmasını aktarayım size;

Kasım, 1992

Kusura bakmayın, bazı gerçekleri size arz etmek istiyorum. Bugün koskoca bir üniversitenin açılışını yapıyoruz. Ama bunu neden bu yeni ve modern kampüste yapmıyoruz da şehir içinde bir tiyatro salonunda yapıyoruz? Neden acaba? Orada bitmiş binalarımızda bizleri, bu kitleyi alacak salonlarımız mı yok? En azından yollarımız bitirilmiş olsaydı bugün töreni üniversitenin kalbinde yapsaydık çok daha mutlu olmaz mıydık?

Biz üniversitenin kuruluşuna vakıf olarak kendimiz gönüllü olmadık. Bu Bolululardan gelmiş bir istektir. Devletten gelmiş bir istektir. Hepinize soruyorum, bir hayırsever devlet, “Sen üniversitenin şu kısımlarını yap, ben alt yapısını tamamlayarak üniversiteyi açacağım” demişse, sizi temin ediyorum, devlet bütün imkânlarını bu hayırseverin yaptığı bu binaların boş durmaması için çalışır ve üstlendiği alt yapıyı bitirir.

Bu binalar oraya boş dikilsin diye yapılmadı. Hayırsever sağlığında buraların işlediğini ve buralardan ismine layık, Türkiye’ye layık öğrencilerin yetiştirildiğini görmek istiyor. Ben son bir ay içinde bu konuda üç bakanla ayrı ayrı görüştüm. Bazısını hava meydanlarında yakaladığım oldu, bazısını Ankara’da… Ben mecbur değilim arkalarından koşmaya. Vakıf olarak mecbur değiliz. Ama yazık. Yazık oluyor! O zaman bu hayırsevere neden bu harcamaları yaptırdılar?”

(Hayırların Mühendisi, Sayfa-244)

Üniversitenin açılışından, yapılan ek binalarına, hastanelerine, okullarına kadar her seferinde bir bürokratik zorlukla karşılaşılıyor. Gelen Rektörlerin siyasi hamleleri, geleceklerini koruma içgüdüleri ile harmanlanan yanlışları, Vakfı üzüyor. Rektörler siyasi aktörler değildir, olmamalıdır. Bu tip Vakıflar el üstünde tutulmalıdır.

Ben Bolulu değilim ama bu vatanın evladıyım ve bu vatanın hangi şehrinde böyle büyük çapta hibeler yapılmıştır? Düşünün bakalım Koç’ları, Sabancı’ları, Doğramacılar’ı; hangisi adını verdiği üniversiteyi devlete hibe etmiştir? Bu vatan evlatlarının bu mirasa borcu vardır. Şans Bolu’ya gülmüş ve İzzet Baysal ve Ahmet Baysal bu şehirde doğmuştur, ben şehir bazlı bakmam, bu üniversitede okuyan binlerce çocuk Türkiye’nin dört bir yanından geliyor ve İzzet Baysal ismini, yaptıklarını öğrenerek, şaşırarak ve övünerek dönüyor kendi şehirlerine. Böyle bir Vakıf’a ve yaptıklarına vatanını seven herkes sahip çıkmak zorundadır.

 “İnsan olmak var, insan olabilmek var! Allaha şükür hepimiz birer insanız. Ama insan olabilmek, kendinin ve yakınlarının ihtiyacından fazlasını kendi lüksü için değil diğer insanların ihtiyacına harcayabilmekle mümkündür.” (Emine ve Mehmet Baysal Lisesi’nin temel atma töreninde Ahmet Baysal’ın konuşmasından; Hayırların Mühendisi, Sayfa: 322)

Hayırların Mühendisi kitabından Ahmet Baysal’ın İzzet Baysal’a ithafen yazdığı son sözü;

“Merak etme amca, müsterih ol ve rahat uyu! Sen Bolulu evlatlarına babalığını fazlasıyla yaptın, onlar da elbette sana evlatlığın gereğini yapacaktır.” (Hayırların Mühendisi, Sayfa: 322)

Ahmet Amca’nın Mengen’de yapılan okul için üzüntüsünün farkındayız. Bu vatanın Baysal ailesine büyük borcu vardır. Bu duruma ise özellikle Boluluların ve Bolu’ya gönül verenlerin mutlaka bir cevabı olacaktır

“Hayırların Mühendisi” kitabını ise herkese tavsiye ediyorum.

Mutlaka okunmalı ve okutulmalıdır.

Mizyal.

Bir Yorum Yaz

%d blogcu bunu beğendi: