Ekşi Maya Sevdası

20180530_173424213509803

Buğday başaklarının arasından geçiyorum her gün.

Büyümelerini izliyorum, rüzgarda dans edişlerini.

Bazen duruyorum, seslerini dinliyorum.

Yavaş yavaş sararışlarına hayran hayran bakıyorum.

Ben sadece yoldan geçiyorum, aklımda deli sorularla.

“Tarlanın sahibi o buğday başaklarını benden daha çok sevemez herhalde,” diyorum bazen içimden. “Ektiği ata tohumuysa seviyordur,” diyorum.

Kendi kendime takılıyorum işte.

Ekmek yapıyorum son bir yıldır. Babam sayesinde. Sosyal medyada bir çok kişiyi takip ediyorum. Çoğu kişi ekşi mayasıyla İtalyan unlarını, marketten aldığı çavdar ununu kullanıp değişik ekmekler yapıyorlar. İtalyan unu’nun kilosu 25TL civarı. “Ay pahalı Semolina ununu buldum bugün de bilmem ne ekmeği yapacağım” diye de yorum geliyor arada. Güzel, ellerine sağlık fakat benim ekşi mayalı ekmek yapma amacım bu olmamalı diye geçiyor içimden her seferinde.

Ata tohumu ve buğday ikilemesi içinde dolanıp duruyorum.

Kavılca, Siyez ve Karabuğday ile Pınar Kaftancıoğlu sayesinde tanışmıştım yıllar evvel.  Sonrasında Kızılca, Üveyik, Iza gibi buğdaylar keşfettim. Daha kim bilir benim bilmediğim neler var.

Buğday Derneği diye bir yer buldum, tohum takası yapıyorlar bazen. İnsanlar ata tohumu peşindeymiş uzun zamandır ben habersizmişim meğer.

Kavılca unu  bulamıyorum uzun zamandır. Kars’ın ata tohumu Kavılca buğdayı İlhan Koçulu sayesinde tekrar canlanmaya başladı diye okuyorum yıllardır, özellikle Pınar Kaftancıoğlu hep yazıyor.  Soner Yalçın son kitabında Kavılca diye o kadar bastırdı ki artık bulamıyoruz maalesef. İnternette ararken bir numara buldum Kars’tan bir çiftlik. Aradım, Kavılca unu ve bulguru aradığımı söyledim. Meğer İlhan Koçulu’ymuş karşımdaki. Sanırsın Michael Jackson çıktı karşıma. Aldı beni bir heyecan, saçmaladım adamcağıza.  Yakasından düşeyim diye bana bir kaç tane numara verdi. “Ondan yoksa Karabuğday al, yok derlerse benim ismimi ver,” dedi. Samimiyetine bayıldım, telefonu kahkahayla kapattı zaten. Kavılca için Eylül-Ekim’e kadar bekleyecekmişiz.

20180525_170628

Her bir un ve ne şekilde öğütüldüğünü de hesaba katarsak birbirinden farklı oluyor bana göre. Evin ısısı, ekşi mayanın gücü bile her yapışında seni sürprizlerle karşılıyor. En güzeli de o heyecan bence.

En son sevdiğim bir arkadaşa yetiştirmek için normalde 24 saat beklettiğim hamuru 2 saat mayalayıp bir şey olmaz yaparım diyerek attım fırına. O ekmek 2 saatte pişmedi.

Ekmek sabır işidir diye boşa dememişler yani.

Geçenlerde bir tatile ekşi mayayı emanet edip gittim ama ölüverdi mesela. Katil muamelesi yaptım ilgisiz kişiye. Küstük. “Emanet ettik gittik, öldürdün” diye konuşmuyorum şu an. Katil. :)

Anneanne ile konuştuk geçenlerde, “kızım eskiden biz hep öyle yapardık. Ekşi maya demezdik ama maya işte. Kalan eski hamuru unun içine saklardık (uyutuyor), 2 gün sonra tekrar yapılırdı ekmek o mayayla. Sonra fırınlardan alır olduk.”

Anneannem için eski, bizim için ise popüler mevzu oldu bu ekşi maya işi.

Bana gelince; buğdayın izini daha yeni sürmeye başladım. Her türlü tavsiyeye ve sohbete açım.

Emek çiftçiden,özveri hepimizden, bereketi  Yaradan’dan der, sağlıklı günler dilerim.

Mizyal

Bir Yorum Yaz

%d blogcu bunu beğendi: