Bir Dalış Hatırası-Kaş

FB_IMG_1491980127191

Sezonun ilk dalışı sonrası içimi dökmek istedim bugün.

İlk dalış deneyimimi Mısır’da yaşamıştım çünkü kısmetli bir süper zekâyım ben. Ras Mohammed’de deneme dalışı yaptıktan ancak 6 yıl sonra adapte olabildim gerçek dünyaya. Tekne turu vardı, dalar mısın dediler, dalarım demiştim ne bileyim böyle başka dünyalara gideceğimi.

Neyse, 2010 yılından beridir Kaş’ta dalıyorum, batıyorum, çıkıyorum. Herkes gibi korkularım var, panik anlarım var ve ben her birinde kendimi de keşfediyorum. Bazen keşfetmeseymiştim daha iyimişti falan da diyorum, sıklıkla. Özellikle son iki dalışta yaşadıklarımdan sonra kişiliğimden bıktığımı da itiraf etmeliyim. Son iki dalışta başıma gelenleri buraya not olarak yazayım ki, başıma gelenler sonrasında düzleşen beyin kıvrımlarım bir sonraki dalışta kendine gelebilsin. Amin.

2016 yılı son dalışı sırasında, Anemon’la Kaş- Camel Reef’e gitmiştik. Kurban Bayramına denk geldiğimiz için dalış noktası bildiğin Sıhhiye Köprüsü Belediye otobüs durağına dönmüştü. Tekneden atlayıp teker teker paraşütü açtım aşağı düşüyorum misali inmeye başlarken, oldu olanlar… Sen misin maskeyi sıkan!  Yapıştı Allahsız maske, bırakmıyor. Acemi misin kızım sen diyeceksin, evet acemiyim ve evet kalabalıkta panik oluyorum. Sağdan soldan açmaya çalışıyorum, olmuyor. O sırada tepemde bir sürü dalgıç bodoslama geliyor. Yukarı baktığım an zaten panik başladı bende. Tam üstümdeki arkadaş bilinçsizce tepemden geliyordu. “Hay anasını yaa fotoğraf çekecem diye tepeme binecek itolliit, bakmıyor bir de artist” demiş olabilirim. Sonuçta kendisini tanımıyorum.  Arkasından atıp tutabilirim.

Azıcık durup kendimle ilgilenebilme şansım olsa hava verdikten sonra bollaştıracağım maskeyi ama ne mümkün?! Neyse ilk vakumu yedikten sonra nefes verip, onu yapıp bunu yapıp rahatladım ama bollaştıramadım bir türlü. Camel Reef’e ilk defa dalıyorum bir yandan da heyecan var. Tam hallettim derken ikinci vakum ile beyin kıvrımlarımın düzleştiğini hissettim. Tamam, beynim sümüksü bir kıvamda burnumdan çıkacak muhtemelen gibi muhteşem fikirler üretiyordum ki dibe geldim ve herkes çil yavrusu gibi dağıldı.

Kalabalıktan ve çok heyecanlı Kaş’a geldim dalmadan gitmeyeyim diyen bağğzı arkadaşların yeni aldıkları cillop gibi fotoğraf makinaları ile dehşet instagram ve facebook fotoları çekerlerken kafama, belime ve neresine denk gelirse orasına paleti çakarım, umurumda da olmaz manasına gelen tepiklerini de yedikten sonra sakinledim.

Yoga’nın bana faydası bu oldu sanıyorum. Nefes tekniklerini kullan ve sakinle. Yoksa normalde benim de gerisin geri depiği kodum muydu rahatlayacağım metodu ile sakinlemem gerekiyordu. Yoga beni insana dönüştürmüş olabilir mi? Patanjali ve Osho’yu fazla okuduğumdan artık felsefenin içinde kendimi bulabilmiş olma ihtimalim var mı? Hayır, maalesef bugün yaşadığım ölüm korkusu ile henüz hiçbir şeye dönüştüremediğini anladım.

Camel Reef dönüşü sonrası vakumlanmış gözlerim kan çanağına dönmüştü. 1 ay boyunca insan içine zor çıktım. Yani ben rahat çıktım da insanlar baya korktular. Ah bu insanlar. Bir gariplik gördü mü tepkisiz kalamaz, iğrenir, korkar, bakmak istemez, kafa çevirir, üzülür, şükreder, tahtaya vurur, seni düşünmez insan evladı sadece kendini düşünür.

Camel Reef böyle bitti. Kırmızı gözlerle.

Sonuç ne, kalabalıkta panik oluyorum, odaklanamıyorum mu? Hayır. Bence o sı..tığımın maskesini atayım.

Şimdi sıra geldi son dalışa. Yani düne.

2017 sezonu ilk dalışı, 11.04.2017. Baba evi ziyareti. Kaçıncı dalışım bilmiyorum. Flying Fish dalış noktasına ilk gelişim. Meis’e iki kulaç uzaklıktayız. Şu an bu yazıyı, o noktaya bakarak yazıyorum. Gerçekten akıntıdan uçuyorsun zaten. Doğru isim koymuşlar.

Kuş bendim. Deniz ise uçuyordu.

Akıntı bana göre –tabiri caizse- hayvani, alışık olan hocalara göre çoktu. “Mısır’da akıntıları görsen kafayı yersin,” dediler.  Halata tutunarak teknenin önüne doğru geldik. O sırada ben bir tırstım zaten. “Halata tutunarak bile zor gidiorum lan ben, napacam aşağıda??”, gibisinden deli ve bir o kadar kaba sorular ile çırpınıyordum, panik denen illet yakama hafiften yapışmıştı. Paniklemesem bu kadar kaba olmazdım. Normalde çok asil ve kibar bir şahsiyetimdir.

Bu panik denen illet bana yapıştı mı mümkünü yok bırakmaz ama kocamla dalıyorum ya yiğitliğe bok sürmedim. Güçlüyüm ben, iyi yüzücüyüm ben, akıntı bana komaz, akıntı sana kosun, kime korsa kosun gibi saçma ve manasız şeylerde aklımdan geçiyordu, geçiyormuştu, geçti. (Bunları yazdığım için annemden azar işiteceğim kesin- evet okur okumaz sen neden geçiyormuştu falan yazıyorsun diye kızdı, beklemediğim yerden çıktı.)

Aslan balığı falan görüp, fotoğraf makinası olan arkadaşa şirin pozlar verirken her şey güzeldi. Akıntı kaybolmuştu, dalışı çok özlemiştim. Dünya güzeldi, hayat muhteşemdi, bunlar hep yogadandı.

Patanjali’nin askerleriyiz! Al nefes, ooh. Mis.

Geri dönüş başlayınca, kayalıktan dönüp suratıma bir Osmanlı tokadı gibi yapışan akıntıyla önceleri başa çıkacağımdan hiç şüphem yoktu. Sıkıntı yorulmaya başlayınca çıktı. Palet vurdukça geri gidiyorum lan ben dediğim an ipler koptu. Hemen nefes teknikleri geldi aklıma. Sakinle, mutlulukla mutsuzluk arasında kal. Ölüm korkusundan kurtul. Deriiin nefes al, tut, 3 e kadar say geri ver…. Gibi 3 saniyelik bir düşünce sonrası başlatma nefesinden lan akıntıdan öleceeeen!!!! Diyerek kendime geldiğim an, film koptu. Vur Allah vur, kayalıklara tutun, sürün falan, o sırada derin nefes ile azot kafası yaşayacağım kesin diyordum. Panikledikçe regülatörü ısırdım çünkü acıkmıştım gibi basit bir espri yapmayayım ama yaptım neyse. Şu an hala çenem ağrıyor. Hocayı ileride gördüm bana yavaşla diye işaret etti. Meali; “napıyoon kızım, bi insan gibi gel, çırpınma gözünü seveyim” olabilir. Tamam, yavaşladım hemen ki Mustafa Hoca’yı da çok severim ve inanılmaz güven verir bana, o ne diyorsa o. O sırada kendisini Osho gibi görmeye başladım.  Sakin ol sevgili yogacı dalgıç dedim kendime. Nefesini kontrol et moduna döndüm tekrar. Tabi bu da sanıyorum 3 saniye falan sürdü.

Yokuşu tırmanıyorduk artık, yanımda Cahide vardı o sırada, arada ona da çarpmaya başlayınca taşikardi başladı bende. Kalp çarptıkça nefesi körükledim. Körükledikçe panikledim. Panikledikçe regülatöre su girdi, sanıyorum kasılıp ısırdığımdan yanlardan su girdi. Su girince nefes alamayacağım korkusu geldi. O korkuyla beraber işte aklımın iplerini saldığım noktadan Mustafa Hoca’ya bir bodoslama gidişim vardı ki sanıyorum ömrüm boyu unutmam. Ölüm korkusunu yen diyordu bir yanım, bir şey olmaz ama vücudum hiç komutlara hiç uymuyordu. Eller kollar havada, bir yandan bağırıyorum, bir yandan “yukarı çıkaaar beniiiieeeğğ, kurtarııın beniiiiiğ” diye işaret ediyorum. Tabii ki Mustafa Hoca beni tuttuğu gibi kendime getirdi. Hafif çevirdi, bak ulan bak iki paletle dışardayız zaten kendine gel” cümlesini 2 nazik hareketle bana anlattı. Geçen yıl vakumlanan ve sümüksü kıvama gelerek neredeyse burnumdan çıkacak olan beynim, bu yıl tam kendine gelecekti ki bu seferde panik atağa denk geldi.  Yemin ediyorum Mustafa Hoca (Dede) olmasa bir daha asla dalmazdım. Kendisi Buda kadar ulu bir kişilik şu an benim için. Beni zincire götürdüğü an sakinledim ya da zincirle bir bütünleşme, bir kavuşma yaşadık. Fonda, Moğollardan duygusal bir ezgi çalıyor gibi.

Geçen sezonun son ve bu sezonun ilk dalışları beni pek mutlu etmese de vazgeçmeyeceğim.

Anemon ’un dünya tatlısı Hasan Abisi ve güler yüzlü ekibine çok teşekkür ediyorum. Nejla Abla’nın anlattıkları ile bildiğin asfalta yapışmış gururum az da olsa kendine geldi.

Hasan Abi’ye söyleyin ekipmana zarar vermedim. Yemin ederim:)

Yarın akıntısız yere götürecekler, söz aldım. Bir müddet akıntı istemiyoruz. Hali hazırda fazla turistte yokken ben bugün yaşadığım korkuyu atlatırım.

Yok, sen benim hırsımı daha bilmiyorsun. Yükseklik korkusu ile paraşütle atlayan adamı, klostrofobi öldürmez.

Namaste canım.

 

4 Comments

  1. Yaa ne tatlısınnn senn..hemm çok güldüm hemm de yazının sonu hemen gelsin istedim meraktan..

  2. Baris Ozcan |

    Okurken benim nefesim daraldı. Bi ara kendimi “bu yazıyı yazabildiğine göre hala hayatta, demek ki mutlu sonla bitiyor” diyerek rahatmış bile olabilirim.

Bir Yorum Yaz

%d blogcu bunu beğendi: