Saddam Bandı

Dün, 2.5 yaşında ve hala “anne oodan geldi, ooya gitti” cümlesinden başka şey söylemeyen; bırak cümleyi kelimelerle bile uğraşmadan sadece bağırarak işini halleden oğluma “bant” kelimesini öğretmeye karar verdim.

Neden bant? Nebilim aman, o anda elimde o vardı, isteyip duruyordu. Sorumluluk bilincim gaza geldi, alev aldı.

Öğreteceğim şey herkesin bildiği “Saddam Bandı”.

Evet Saddam’ın bandı. Biz Adana’da koli bandı demiyoruz  ya da bizim aile öyle demiyor çünkü o bant “Saddam bandı” olarak bilinçaltımıza girmiş, çıkamamış hatta sıkışmış kalmış. Hayatta bazı olaylar beyin kıvrımlarınızı yakar ya, beyin mıncıklaması gibi hah işte bu Saddam Bantı da öyle bir şey.

Bindim yine zaman makinasına, gittim Körfez Savaşı yıllarına.

Yer: Adana.

Sene: 1990.

Ben 1. sınıftayım.

Savaş duyumları var ve bize okuldan bir kağıt verdiler, bombardıman olması halinde ne yapacağımıza dair bilgilendirme yazısıymış. Ailelerimize götürmemizi istediler. İncirlik yüzünden Adana tehdit altında. Kimsenin dilinden düşmüyor yolda, evde, okulda. Birinci sınıf öğrencileriyiz ama biz bile konuşuyoruz ne olacak acaba diye.

Konu hakkında bir tek dedem konuşmuyor. Yani küfür ediyor sadece, ajansı dinliyor ve ağzına geleni söylüyor. Kimseyi de umursamıyor. Dikkatimi çekiyor onun bu tarzı ama fazla yoğunlaşamıyorum ona, babaannemin panik hali daha çok sarıyor beni. Paniklemeyi severim, kimden geçtiği belli. Hala ara ara paniklerim ben, hoşuma gidiyor. Tarz meselesi.

Her neyse, bilgilendirme yazısını bizimkilere verdikten sonra tüm aile toplandı. Sesli okuyorlar salonda yazıyı. Evin camlarını yani pervazları bantlayacakmışız. Eğer siyah kartonlarla da kapatırsak muhteşem olurmuş. Banyoya bulabildiğin kadar yiyecek stoğu, havlu, kıyafet konulacak, banyonuzda cam varsa o bile kartonla kapatılacakmış, bant daha önemliymiş ama. Kartonun sebebi anlayacağınız üzere bombardıman olursa evden ışık sızmasın diyeymiş; bant ise gaz bombası atarlarsa bant sayesinde evin içine sızmasın diye yapıştırılacakmış.

Yazı okunduktan sonra organize olundu hemen.

Eve bir anda kolilerce bant gelmişti. Bantın bin türlü çeşidi var bunlar kaliteli olanlar Saddam Bandı olarak satılıyor tablalarda. Acaip bir iş çıktı ama insanlara o zaman. Bant işine girenler yaşadı.

“Saddam Bandı” ile her yer bantlanacak ve kartonlarla bezenecekti. Bantlar Saddam’a karşı gelmişti sonuçta. Herkes caaart currrt bantlamaya başladı pencereleri.

1 adet gaz maskesi bulunmuştu İncirlik’ten sanırım. Geri kalanımız ise havlularla kendimizi boğmak suretiyle kurtulacaktık gaz bombası atılırsa. Henüz polisler biber gazı falan atmıyor, halk cahil o zamanlar.

Ben bakkala koştum makarna, pirinç falan aldım koca 2 paket. Yüzümde babaannemden gördüğüm panik ifadesi. Sanıyorum son günümüz. Yok evde pirinç bitmiş esasen ama bana öyle gelmiyor.

Hepimiz paniklerken dedem Ali Rıza Yumru (A’la- ya da Ali Ağa’nın Adanacası) , bu hazırlıkların tam bir saçmalık olduğuna inandı sanıyorum. Hal ve hareketleri pek öyle durumu umursuyor gibi değildi.

Uyarıların olduğu günlerden birinde, alarm çalınırsa hemen sığınaklara gidileceği söylenmişti.

Yani banyoya.

Sonunda, bir anda alarmlar başladı. Siren mi demeliyim, alarm mı…

Her ağızdan bir ses çıkıyordu.

“Bisssmillahii…”

“Eşhedü enlaaaa…”

“Ananııı avradınıııı başladııı koduumunn çocukları…. Kaçç kaççç, giriiin içeriii..”

“Biraz daha bağırırsanız zaten kartona falan gerek yok sesin geldiği yere atacaklar bi susssun yaa!!”

Sustuk.

Ama biri dışarda kalmış.

“Şefiqaaaaaa” diye bağırdı dedem. “Kahveeee yaaap!” diye ekledi.

Bence dedemden korkardı uçaklar. Bize dokunamazlardı. Keşke dedemin yanında otursaydım dedim içimden.

Herkes araya girdi, “baba saçmalama, girsene içeri öleeeceeeez yaa!! Allah’ını seviyorsan gir içeri bak hepimizin başını yakacan, gaz atarlarsa!! Sirenler çalıyo babaaaaaa!!!”

Dedem umursamıyor kimseyi. Bağırdı bir daha,

“Kahveeeeeeem nerdeeee!”

Babaannem’in siniri tepesine çıktı, “Kal ordaaaa! Kalll!! Yalvarsan da açmayacam, ohhhh!! Kapatıyorum kapıyı, kal gebericen ordaaa!!Kapatın kapıyı, bantlaayııın şuuu kapıyııı”, diye bağırdı, çığırdı, buyurdu.

Çok kibar insandı dedem Allah rahmet eylesin. Hiç ağzından küfür çıktığını bilmem, karısını el üstünde tutardı. (!) Burada mutfaktan gelen diğer konuşmaları sansürlüyorum. Hayal edebilirsiniz. Kendisini tanıyanlar zorluk çekmeyecektir.

Sirenler devam ederken, kuzenlerden birine gaz maskesini geçirmiş olan halam panikten çocuğu boğarak öldürmek üzereydi. “Bombayı attılar kokuyor, gaz kokuyor,” diye bağırdı biri. O sırada hamileliğinin son aylarında olan yengem, o kokunun, gazın etkisini azaltacağını düşünerek ıslattığımız havlulardan gelebileceğini söyledi. “Rutubetle karışık bir havlu kokusu o gaz değil,” demiş olabilir. Yeni gelin olarak çok riskli hareketler ama panik halinde müdahale şart :) Bunlar konuşulurken halam çocuğu boğmaya devam ediyordu. “Anne yeteeeer” diye bağıramadı bile çocuk; ama neyse araya girdiler de kurtardılar sabiiyi. Saddam’dan önce kendisinin boğacağına ikna ettiler kendisini. Ayırdılar.

Dedem mutfağa girmiş kendine kahve yapacağını ama yaparken de tüm bardakları kıracağını bağırarak söylüyordu. (bkz: sansürlü cümle)

Anneler çocuklarını korumak amacıyla gaz maskesi ve havlularla ağız yüz kapatacağım derken boğmaya yeltenmiş, itiş kakış sonrası ufak sıyrıklar alınmış ve panikten neredeyse orta yerde bir kuzen daha gelecekmişti kiii sirenler sustu.

Sirenler susunca sığınaktan yani banyodan çıktık.

1 gün sonra yeniden yanlışlıkla bir alarm daha çaldı.

Bu işin yanlışı mı olur lan! Başlarım senin sirenine dedik ve kaçtık.

Mersin’e.

Sanki Mersin’de bir şey olmayacakmış gibi.

Yanımızda Saddam bantları.

**************************

Yıllar geçti, iş için sık sık Irak’a gitmrm gerekiyordu.

11 haftalık hamileydim son gidişimde. Şansıma hep Irak’ta kuyusu veya şantiyesi olan şirketlerde çalıştım. Kader.

IŞİD olayları yeni yeni gündeme geliyordu o aralar.

Yer Süleymaniye.

Gece 03:00 bir alarm başladı, Arapça’mı, Kürtçe’mi her ikisi birden mi bilmiyorum ama İngilizce bir açıklama yok.

Alarm sesinin ardına adamın teki anonsa geçti, “Bismillll….” ile başlayıp bitiremeden, “Eşheedü eenlaaaaa….,” diyerek yataktan kendimi attığımda çekmecelere Saddam bandı var mı diye hızlı hızlı bakmaya başladım. YOKTU!

Havluya gömdüm kafamı. Islatmayı unuttum.

Neyse yanlış alarmmış. Alarmınıza da size de diye söylenip çıktım gittim işe o gün. İşten izin alma gibi bir durum yok. Ne diyeceğim? “Sevgili Amerikalı müdürüm, senin milletin yüzünden çocukluğum, gençliğim hep şu banta yapışık geçti. Sana da …. ülkene de…..” mi diyeydim? Keşke deseydim :)

NOT:

Körfez savaşı yıllarında sirenlerin çaldığı dönemde bile ben bugünlerde korktuğum kadar korkmadım. Bu kadar güvensiz hissetmedim hiç.

Bu ülkeyi savaş yıllarının Irak’ına çevirmeye çalışanlara yazıklar olsun. Bugünleri normalleştirmeye, insanları bombalara alıştırmaya çalışanlara yazıklar olsun.

Barış içinde yıllarımız olsun istiyoruz.

Yeter ki vatanseverliğinden şüphe duymadığımız, bu ülkeyi satmaz bu adamlar diyebileceğimiz, karakter sahibi ve milli duyguları güçlü insanlar yönetimde olsun.

Ülkenin huzurunu geri verin.

Irak bile daha güvenlidir dedirtmeyin.

Çocuklarımızın geleceği için kaygı duymaktan yorulduk. Ne olur huzurumuzu geri verin.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Yorum Yaz

%d blogcu bunu beğendi: