Kreş Mevzusu

20161130_174147

Başlığa bakıp aman bize bir fikir verecek sanmayın. Bolu’da fazla da seçenek yok zaten.

Bolu’ya taşındığımızda hemen işe girdim. Sabah 08:00 akşam 18:00 olması planlanan saatler, maalesef sabah 08:00 akşam 21:00’leri gördü. Üstüne bir de komik bir maaş ile çalışmak tahammül seviyelerimi 0’ın altına indirdi; hatta o tahammül kelimesinin bir ruhu olsaydı intihar ederdi. Aldığımı bakıcı ve benzin parasına vereceğime kendim bakarım dedim.

Neyse, zaman geçti ve artık Deniz büyüdü. Evde sıkılmaya başladı. Her ne kadar dışarıda gezip eğlenmesi muhteşem olsa da, kış gelip kar durmayınca evde takıldık kaldık.
Bir yere kadar eğlendirebiliyorum çocuğu evde. Evin her köşesinde bir aktivite yapmaya çalışıyorum yani her yer buz, su birikintisi ve boya ile dolsa da sıkılıyor adam benden. En sonunda televizyon açıyoruz.

Neyse üniversiteye gidip gelirken kreşe yazdırdık adını. Biraz Fırat ısrar etti aslında. Kesin çıkmaz diyordum ben. Kış vakti kim niye alsın çocuğunu kreşten? Bize  mümkün değil yer açılmaz diyordum, rahattım. Zaman geçti, çat diye aradılar geçen gün. Bir kalp çarpıntısı, bir taşikardi durumları baş gösterdi bende.

Aldık götürdük oğlanı sonraki gün. Arabanla oynayalım kandırmacaları ile çocuk ne olduğunu anlamadan içeri girdi. Ben bakakaldım ardından. Cebimde bezler, yedek kıyafetler ve battaniyesi. Sorun onda değil bende demek istedim hocaya! :) “Anne gel! anne gel!,” dedi. Biraz yürüdüm arkasından sonra bıraktım çıktım.
Siz dışarda bekleyin dediler, çok ağlarsa getiririz diye. Kapı kenarında montumla oturdum, afedersiniz g.tüm hafif dondu ama çaktırmadım.

Sonra buz tuttuğum yerden güvenlik beni kaldırdı. Sanırım acıdı biraz halime. “Hamfendi siz isterseniz mutfağa geçin, çay da var,” dedi. Ben çay sevmem ama o çayı kazağımın boğazlı tarafından içime doğru dökesim var o sırada. 3.derece yanığa bile razıyım.

Aklımda deli sorular vardı ama dile gelmiyordu. Normalde çok çekingen falan değilimdir, hatta konuşkan bile sayılabilirim. Arkadaşlarım, “ilk tanıştığımızda kendini beğenmiş bir bok gibi oturdun karşımızda,” derler genelde ama tanıyınca severler. Öyle söylüyorlar tabii ben de onların yalancısıyım. Neyse konuya dön Mizot.

Hocaya kafamdaki deli sorulardan hiçbirini soramadım; ama kafamda deli deli dönmeye devam ettiler. Deniz henüz konuşmaya başlamadığı için tedirgindim. Aklımdakileri yazsam daha mı iyi olur acaba hocaya dedim kendi kendime. Madem konuşamıyorum bari yazılı vereyim kendisine şunları.

“Deniz suya huhaaa diyor ama hu bölümünü içine çekerek söylüyor. Arabaya gımba diyor. Ugandalı benim atalarım o yüzden herhalde”. Yok bunu yazmayayım bu sesli bir espri olabilirdi ama yazılı verirsem beni iyi niyetli bir ruh hastası olarak görebilir. Beni sevmezse çocuğumu da sevmez belki. Onu sevmezse beni de sevmesin ya, kimse kimseyi sevmezse alırım çocooomu kreşten o zaman. Zaten kafamdaki soruların tüm cevapları çocuğu kreşten almakla bitiyordu.

Aktiviteler neler? Neyy tiyatro yok mu!! Bitti tamam, göndermem daha. Gerçi tiyatrodan anlamaz henüz. Olsun aldım ben çocuuğu.

Yemeğini kim yedirecek? Neyy kendi mi yiyecek? Aferin yesin. Peki yemezse ne olacak? Yemezse yemesin mi? Evet tamam aldım çocuğu kreşten.
Emzik kullandığını ve battaniyesine aşık olduğunu anlatmam gerek. Emziği bıraksın der kesin, keşke bıraksa ama olsun…Alalım mı kreşten?

İç çatışma başladı yine. Benlik ve üstbenlik kavgası giriyor devreye. “Yok almayalım. Kendine gel Mizyal! Çocuk azıcık Türkçe öğrenir, uzak dur şu çocuktan biraz,” diye atladı benim üstbenlik o sırada. Amanııın şizofrene bağlamaya ramak kalmış. Kendimi ikna edebilsem her şey daha rahat olacak.

2. gün yine bir hengame ile aldılar içeri, kalakaldım öyle. Ne yapmam lazım acebaa diye düşünürken gittim mutfağa direk oturdum. Git diyen olmamıştı, ne yapacağımı ne bileyim ben? Bekledim. Baktım 2 saat sonra elinde bir turşu kavanozuyla güle güle geliyor benim zirzop. Rahatladım biraz.Merak etmeyin yarım gün gidiyor daha oryantasyon aşamasındayız. Yani oğlanda sıkıntı yokta ben oryante olmaya çalışıyorum.

3.gün yine gittim. Ne zamana kadar burda bekleyeceğim acaba diye de kıllanmaya başladım. Bekledim, sonuçta bana git diyen olmamıştı. Herhangi bir acil duruma karşı orada beklemeliydim demek. Kıyameti koparırsa travma olur, baş edemezlerse vah benim yavrum bir başınaa oralarda diye dövünmedim. Yok o kadar da değil. Tamam, potansiyel bir manyak olabilirim ama gururluyum.

Öğretmenle sonradan karşılaştık, “siz aslında gidebilirdiniz bugün,” dedi. Ben emir eri gibi komut almadan hareket edemiyorum da, 2 gün evvel bekle dediniz ya ben komut değişene kadar aynen devam ediyirim ürtmenim, diyemedim. “Heüüe tamam ben Pazartesi bırakır giderim o zaman,” diye geçiştirdim.

“ Kartopu oynamaya çıkacağız şimdi,” dedi.

“Efenim?” dedim.

“Kar topu oynayacağız, montu sizde mi?” dedi.

Çocuğu bu keyiften alıkoymak istemem ama dışarısı buzzz!! İçimde büyük karmaşalar yaşarken sesimi çıkaramadım. Bebe donaacakkk!! Mümkün değilllll diyerek kendimi yerlere atasım var ama atamıyorum. Benzin döker yakarım kendimi bırakmam diye haykırasım var  ama haykırığım içime kaçtı. Kendime engel olabildim. Diğer çocuklar dışarda oynayıp o içeride bekleyecek! Kes sesini dedim hemen, kendime el koydum anlayacağın.

“Piki o zımın, yidik kıyıfit virmiştim bin sizi, ıslınırsı diğiştirin litfin,” diyebildim arkasından.

Hiç hoşlanmadığım bir gıcık kişilikimsi bir şey çıktı içimden. Dövesim var kendimi.

3.gün gitmek istemedi. Ağladı anne diye. Ayırdı bizi babası denen kişi. Yıkarım bu okulu verin çocuğuuumu geri diye haykırdı bir yanım. Büyütme be saçmalama kes dedi diğer yanım.

Diğer yanımı dinledim, kendime geldim.

12’de çıktı geldi minnak oğlum yanıma, portakal ağacı yapmışlar kağıda. Getirdi verdi gururla.

Çıkarken de öğretmenine öpücük verdi!

Neyse mutlu gibi bizim oğlan.

Darısı da benim içimdeki Dr. Jeykıl’ın başına.

Amin.

20161110_131823

 

3 Comments

  1. Şule Yilmaz |

    Sorun zaten hep annelerdedir…çocuklar kurbanidir annelerinin…ahh canlarim benim…kıyamam

  2. Aysun Alemdaroğlu |

    Güldüm…çok güldüm… patlayana kadar güldüm… Bugün keşfettim sizi yakın zamanda sizin yazılarınızdan sınava girecekmiş gibi bir ruh haliyle okumaya devam ediyorum. Kaleminize sağlık…

Bir Yorum Yaz

%d blogcu bunu beğendi: